Ocak ayında güzel bir defter alınır. İlk sayfaya özenle tarih atılır, birkaç gün dolu dolu yazılır. Sonra bir akşam yorgun gelinir, bir gün atlanır, ertesi gün de. Şubat’ta defter çekmecede kalır. Tanıdık geliyorsa yalnız değilsin.
Günlük tutmayı bırakmanın sebebi genellikle tembellik değil, başta konulan çıtanın fazla yüksek olması. Bu yazı o çıtayı biraz indirmek için.
Önce “günlük” kelimesini küçült
Günlük deyince akla sayfalarca içten dökülen satırlar geliyor. Öyle günler de olur ama her gün öyle olmak zorunda değil. Bazı günlerin günlüğü iki cümledir:
Sabah pencereyi açınca havanın değiştiğini fark ettim. Sonbahar kokusu gelmiş.
Bu da bir günlük. Bir yıl sonra okuduğunda o sabahı hatırlatıyorsa işini yapmış demektir. Başta kendine “her gün en az bir cümle” de, fazlası gelirse gelir.
Ne yazacağını bilmiyorsan
Boş sayfa insanı donduruyor. Kalemi eline alıp “bugün ne oldu ki?” diye düşünürken beş dakika geçiyor. Birkaç kolay kapı:
- Bugün gördüğün, duyduğun ya da yediğin bir şey.
- Bugün ertelediğin ya da sonunda bitirdiğin bir iş.
- Bugün konuştuğun biri ve konuşmadan aklında kalan tek cümle.
- Şu an nasıl hissettiğin, tek kelimeyle. Sonra neden öyle hissettiğin.
Mesela ikincisinden yola çıkınca şöyle bir şey çıkabilir:
Haftalardır ertelediğim işi sonunda bitirdim. Yarım saat sürdü, neden bu kadar gözümde büyüttüm bilmiyorum.
Daha fazla soru istersen günlük için soru listesi tam bunun için.
Saati değil, anı seç
“Her akşam 22.00’de yazacağım” demek kâğıt üzerinde güzel ama hayat buna pek uymuyor. Saat yerine, zaten her gün olan bir ana bağla: akşam yemeğinden sonra, vapurda, yatağa girince. O an gelince günlük aklına gelir.
Telefonda yazıyorsan işin bir kolaylığı var: telefon o anlarda zaten elinde. Defter kullanıyorsan defteri yastığın yanında ya da çantanda tut. Uzanıp almak zorunda kalmadığın yerde dursun.
Bir gün atlarsan
Bu kısım önemli. Atlamak olacak. Hastalanırsın, misafir gelir, bir hafta yoğun geçer. Sorun atlamak değil, “zaten zinciri kırdım” deyip tamamen bırakmak.
Döndüğünde kaçırdığın günleri tek tek doldurmaya çalışma, bu yük olur. Bugünü yaz, yetsin. İstersen kaçırdığın günler için tek bir not düş: “Bu hafta işler yoğundu, akşamları erken yattım.” Hatırladığın özel bir gün varsa onu ayrıca yazabilirsin ama zorunlu değil.
Kendine kızmak yerine şunu dene:
Geç kalktım. Kendime kızmak yerine ne kadar dinlenmiş hissettiğime odaklandım.
Günlüğe de aynı yumuşaklıkla yaklaşmak işe yarıyor.
Kimse okumayacak, bunu bil
Biri okuyacak gibi yazınca cümleler kasılıyor. Güzel görünmeye, mantıklı olmaya çalışıyorsun. Günlük kimsenin göreceği bir yer değil. Yazım hatası olur, yarım cümle kalır, aynı şeyi üç gün üst üste yazarsın. Hepsi normal.
Bunun için yazdığın yerin gerçekten sana ait olduğundan emin olmak da önemli. Defteri kilitli bir çekmecede tutanlar var. Uygulama kullanıyorsan şifre koyabildiğin, yazdıklarının nereye gittiğini bildiğin birini seç.
Ara ara geri dön ve oku
Bir ay sonra dönüp okumak günlüğün en tatlı kısmı. Unuttuğun küçük şeyler çıkıyor: annenle bir telefon, bir otobüste çalan şarkı, bir durak önce inip yürüdüğün gün. Okudukça yazmak için de istek geliyor. Ayın sonunda yarım saat ayırıp o ayı baştan okumak iyi bir alışkanlık.
Günü kısa tutmak istiyorsan şükran günlüğü de iyi bir başlangıç.
Ownmost’ta başlamak
Ownmost’u açtığında hesap istemez, doğrudan yazmaya başlarsın. Ne yazacağını bilemediğin günler için her gün değişen bir Günün sorusu var. Günün değerlendirmesi biçimi ise üç soruyu sorar: “Bugün en çok aklında kalan an ne?”, “Keşke farklı olsaydı dediğin bir şey?” ve “Yarınki kendine bir not”. Bir günü atladıysan sonradan geçmiş bir tarihe de yazabilirsin. Yazmak istemediğin akşamlar mikrofona basıp anlatman yeter, söylediğin yazıya dönüşür ve kayıt dosyası saklanmaz. Uygulama şifre ile Face ID ya da parmak iziyle kilitlenebilir ve yazdıkların cihazında kalır. Kurmadan önce tarayıcıda bir dene.